
Bu bölüm sanırım bu blogda en keyifle yapacağım paylaşım olacak.Kaynak bulmakta çok zorlansam da bu seriye bende her zaman ayrı bir yere ve sempatiye sahip Aygün ile başlamak istiyorum. 1992 yılında Fenerbahçe'nin guinness rekorlar kitabına girecek sayıdaki garip transfer politikası sayesinde tanıştık kendisi ile.O sene transfer edilen 40 genç futbolcu arasında Türk Futbolunun ve Fenerbahçe'nin efsane ismi Rıdvan Dilmen'i andıran stili ile çok kısa sürede sivrilerek kadroya giren 2 oyuncudan biri olmuştu.Tavuk götü modeli saçları, ince ispiri yeteneği ile takım içerisinde ve taraftalar arasında kısa sürede sevilen bir isim oluverdi.Ancak bu sempatik çocuk, göstermesi gereken yeteneklerini futbol sahasında değilde o zamanın meşhur spor magazin programlarında göstererek teknik direktörünün sempatisini kazanamayacağını kestirememiş olmalı ki uzun süre sadece antrenmanın neşe kaynağı olarak kariyerine devam etti. 1995 yılında Tomislav İviç'l e kıpırdamaya başlayan forma şansını -bence iyi değerlendirmesine rağmen İviç' in kısa sürede takımdan ayrılması ile iyice dibe vurdu.Bundan sonra sürekli düşüşe geçen futbol hayatında en dolgun yılını yaşadığı takım Sakaryaspor oldu.Yeşil-siyah formayla 1.lige çıkma sevinci yaşadı ( Kendisine olan hayranlığım o dönemde beni sıkı bir Sakaryaspor taraftarı yapmıştı ki hala bu Sakaryaspor sevgimi O'na borçluyum). Sakaryaspor taraftarının gönlünde hala yerini koruyan Aygün, bir senelik kiralık oynadığı Sakarya'da sadece hoş anılarını bırakarak ayrıldığı 1.ligde bir daha aradığını bulamadı. Hızla alt liglere düşen piyasasında Manisaspor, Karşıyaka, Bucaspor, Turgutluspor benim ulaşabildiğim formasını giydiği kulüpler oldular.
Tekrar dünya gelme şansı olsa asla futbolcu olmayacağını belirten Aygün Taşkıran, yeteneğini efektif kullanamaması ile Türk futboluna bir ukde bırakarak sanırım su an emekliliğini yaşadığı bir kentte belki de genç meslektaşlarına hatalarının dersini veriyordur
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder