19 Ağustos 2009 Çarşamba

Fidaydada Angaralım Fidaydaa ...



Ankara'da Melih Gökçek'in elini atmadığı bir yer kalmadı artık sanırım.Daha doğrusu elini atıpta tutamadığı diyeyim, zira Ankaragücünden elini hiç çekmemişti. Yılların azimli çalışması netice verdi ve yapılacak seçimde Ankaragücü artık Melih Gökçek güdümünde veliaht prens Ahmet Gökçek başkanlığında yoluna devam edecek. 100 yıllık mazisinde bir çok badireler atlatan başkentimizin güzide takımı Ankaragücünü çaresiz durumlara düşüren Cemal Aydın ve basiretsiz yönetimlerine de burdan selam olsun.


Her neyse artık bu durumu kendi şahsi duygularım olması hasebi ile bu kadarla tutuyorum. Cemal Aydın ile alakalı duygularımızı türübünde defalarca haykırmıştık zaten. Asıl merak şimdi ne olacak. Gelinen süreci ve yaşananları basından takip ettik hepimiz bir kaç gündür. Bu konu hakkinda taraftarın genel görüşü nedir bilemiyorum. Takıma sempatim olmasına rağmen herhangi bir tarftar grubuna yakın değilim, o nedenle genel görüş hakkında da bir fikir sahibi degilim, ancak bir sorun olsaydi dillendirirlerdi bir sekilde. Ankaragücü türübün yapısı, genel Türk futbol türübün yapısının en bariz örneğidir. Türübün liderleri hegomanyasındaki türübün yapısı yani. Ki bu türübün liderlerine son zamanlarda Melih Gökcek'in yakın ilgi gösterdiği ve bir menfaat ilişkisi kurduğu cok ciddi söylenti iddasının da ötesinde artık. ''Ali Şen başkan Fenerbahce şampiyon'' un Ankaragücü ve Melih Gökçek uyarlaması stadlarda yankı yapmaya başladı bile.

Bu yapılanma neyi içeriyor cok netleşmedi sanırım ki hala içerisinde soru işareti olan bir sürü cümle dolanıyor ortalıkta. Ama bilinen daha doğrusu üzerinde anlaşılan konularin en spesifik olani Ankaraspor futbol şube sorunlusu Ahmet Gökçek yeni secilecek yönetim kurulunda Ankaragücünün başkanı olmasi. Beraberinde de 3 tane Ankarasporlu topcunun üzerindeki formaların rengi değişecek. Ankaragücü güçlenirken Ankaraspor dahada zayıflatılacak. Birde yıldiz bir oyuncu transfer edilecek. Bu ilk planda vadedilen şeyler. Daha sonrasında da Ankaraspor icin yapılan Avrupai tesislerin devri ve stad calışmaları gibi tesisleşme hamleleri de devamı gelecek projeler olacak. Tüm bu vaadler, kaos ve belirsizliklerin eksik olmadığı Ankaragücü camiasina ve çoşkulu taraftarına ciddi bir hava getireceği bariz. Helede bu yilin, 100.yil olmasi gibi bir onemi içerisinde taşıması gerçeği ortada dururken boyle bir oluşum külüpte ciddi bir sinerji yaratabilir.

Yeni oluşacak yönetim ve yapılacak hamleler Ahmet Gökçek'in tüm antipatisine rağmen umarım basarılı olur. Çünkü cefakar Ankaragücü taraftarinin artık bazı şeyleri hakkettiğini ve ülkenin başkentini temsileden güçlü ve büyük Ankaragücünün Turk futboluna katacaği artıları düşünerek bu temmenilerimde bulunuyorum.
Asıl sorgulanması gereken esasında belkide ilk başta sorgulanması gereken şeyde Ankaraspor'un dahada doğrusu Gökçek'lerin bu parayı hangi kaynaktan sağlayacakları. Ankara halkının parasını mı çar-çur edecekler yoksa yıllardır Ankara' da dilden dile dönen kendi kişisel servetlerinden mi feragat edecekler. 100 yıllık Ankaragücünün kazanamadığı paralar Ahmet Gökçek dehası ile toplam 5-10 senelik mazisiyle Ankaraspor'un kasasında mevcutmu yoksa. Bunu sorgulamakta sanırım birilerinin işi.İnşallah bütün bunları denetleyecek kurumlar bu konuda bir şaibe bırakmazlar.

Bu arada bu kadar yaygara koparken hiç sesi duyulmayan birisi dikatinizi cekmiyor mu? Sahi Ankarasporun başkanının ismini bilen kimse varmı?

18 Ağustos 2009 Salı

Suppeer Lig





Turkcell Süper Ligi sonunda başladı. Ancak ben 2. hafta maçları tamamlanmış olmasına rağmen henüz ilkyazımı yazabiliyorum lig hakkında.Her sene olduğu gibi klasik yorumlarla öngörülerle gecen sezon öncesi dönem, sezonun başlaması ile yerini daha reel yorumlara bıraktı.Aslında henüz hiç bir takım için yapılan yorumlar bir safa oturmuş değil.Gerek sıcak havalar gerek bir çok takımın istenen takım kimliğini oluşturamaması hala transfer çalışımlarının devam etmesi bizlere net yorumlar yapmaya mani olarak gözüküyor. Yalnız ligin başlamış olmasına rağmen hatta 15 gün geçmiş olmasına rağmen bir çok takımın hala ciddi transfer gereksiniminde olması da çok garip. Hem de bu ligin adı süper ligken. Avrupa’da daha sezon bitmeden bir sonraki sezonun transferlerini şekillendirdiği yapıda bizim ligler başlamasına rağmen hala transfer politikasında sıkıntılar olan kulüplerin olması sanırım bizim futbol topumuzun Edirne'den ötede neden dönmediğinin geçerli bir sebebi olsa gerek.

Sezonun ilk haftaları gösteriyor ki bu sene geçen 2 sezona farklı olarak Anadolu takımları dediğimiz takımlarla 3 büyükler arasında keskin bir çizgi olacağı. Gerçekten 3 takımda çok iddialı kadro ve teknik ekiple başladılar bu seneye.






Karadenizin hırçın dalgası sanırım ilk iki haftada sezon tahmini çıkartması en zoru takımı oldu. İlk hafta Sivas deplasmanında oynanan oyun ve netice skoru bir rüzgâr oluştururken kendi evindeki Diyarbakır maçındaki gene skor ve oyun bu rüzgârın lodos mu meltem esintisi mi diye bizi derin düşüncelere sevk etti. Anadolu futbolu ki sevmediğim ama tanımlayacak başka bir tabir gelmediği için yazımda mecburen kullandığım takımlarımız ise 2 sezondur 3 büyüklerin sendelemesi ile acaba diye bizlere mırıldandırdıkları şampiyonluk şarkılarını sanırım bu sezon arşivlere emanet ettiler. Bu şarkıların assolisti Sivasspor ve Bülent Uygun bu sezonun en detone isimleri oldu ilk maçlar sonucu. Bülent UYGUN ya bu sene benzer başarılar göstererek ya da başarısızlığı ile geleceğe ciddi bir örnek olacak. Benim şahsi kanaatim orta sıraların orta karar takımı olacaklar bu sene. Her zaman ciddi bir potansiyeli ve gücü bünyesinde bulundurmasına rağmen Kayserispor bir adım öteye iteleyemediği tatsız tuzsuz kıvamı ile liglerimizdeki en istikrar takımı oldu . Artık bazı şeyleri duygusallıktan uzak mantıklı bir şekilde değerlendirmesinin vakti geçiyor. O stad ve kadronun hakkı bu değil. Bence bu takımın hakkı Tolunay Kafkas da değil. Olmuyor olmadı da bir adım öteye sıçrayamadı takım 3 sezondur. Ben Abdullah AVCI’ yı çok yakıştırdım Kayseri ye ama O'da enteresan bir tercihle takımında kaldı ki böyle bir teklifte olmadı sanırım Kayserispor tarafından. Enteresan tercih dedim ama sanırım O'da kendisine bu seneyi İBB 'de son şans olarak görüyor. Bu sezonki hedefi daha üstte tuttuğunu açıkladı bende, o sıçramayı bekliyorum. Bu saydığım takımlar Sivas hariç benim öngörümde ilk bölümün renkleri olacağı yönünde.



Diğer bölümden bu bölüme mesafe biraz uzak olacak gibi. Bu katı zorlayacak takımlar lige yeni çıkan Manisaspor ve belki Gençlerbirliği olabilir. Ancak Kayseri için dediğin potansiyelin bir türlü realize olmadığı diğer takımda Gençlerbirliği. Ben Gençlerbiğinin sorununun İlhan Cavcav'ın yaşı itibaren gösterdiği reaksiyon bozukluklarından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Futbol dehası, futbolcu ekspertizi imajı yerini iyice huysuz ihtiyar imajına dönüşüyor. Para konusunda belkide ligin en sorunsuz takımı son sezonları hep son anda kümede kalarak tamamlaması birilerini rahatsız etmeli artık. Parasına cimri davrananlara denen bir söz vardır ya mezara mı götüreceksin bu kadar parayı diye, bu meyanda bende İlhan Başkan'a Bankasya 1.ligine mi götüreceksin bu kadar parayı diye sormak istiyorum. Gerçi ismi seni cezbediyor olabilir ligin ama Türk futbolu için ciddi kayıp olur o netice. Daha iyi bir takım olacak umudum var benim Gençlerbirliğinden .Gaziantepsporda bu sene merakla beklenen takımı ligimizin.Oyuncu çeşitliliği teknik direktörünün şahsı ile bana farklı bir sempati veren G.Antep, sabredilir istikrarlı bir politikaya sahip olunursa futbolumuz bambaşka bir renge sahip olacağını düşünüyorum.Başkanının başarılı bir profil görüntüsü vermesine rağmen bende şüpheler var olası kötü sonuçlarda,gecen sezon Arsene Venger imiz olacak dediği Nurullah Sağlama gösterdiği sabırdan daha fazlasını gösterir umarım Jose Couceiro 'ya.





2009–2010 sezonun ligde rakamsal olarak en çok değer taşıyan takımı olan Ankaragücü, kendi klasiğini yaşadığı bir sezona 100. yıl etiketi farkıyla başladı. Gene yönetim kargaşası, gene eksik transferler, gene parasızlık Ankaragücünün klasiği oldu artık. Bu makus talih 100.yıl öncesi Ankaraspor ile birleşme ve ses getirecek bir takım kuracak hülyası ile taraftarı heyecanlandırsa da insanların iktidar hırsına koltuk sevdasına menfaat çatışmasına reklam çabasına ( ne diyeceğimi bulamadım hepsini yazayım bari yenik düştü). Dairus Vasel Anadolu futbolunda sayılı sansasyonel transferi olarak bir umut kapısı açsa da beklenen transfer hamlelerinin gerçekleşmemesi ve futbolun 11 kişi ile oynandığı gerçeği bu kapıyı taraftarın suratına kapatıyor maalesef.100. yılında takımı küme düşüren bir yönetimin Türkiye sınırlarında yaşayabileceği bir toprak parçasının olamayacağı Ankaragücü gerçeğinde umarız doğru yol kısa sürede bulunur ve 100.yıl mutlu ve dolu Ankaragücü tribünleri görürüz.
Ankaragücü ve birleşmeden bahsetmişken bu masalın diğer kahramanı Ankarasporla devam edelim. Aykut Kocaman ile gelişen futbol felsefeleri gene Ahmet Gökcek'in baba yadigârı ben bilirimci karakterine teslim edildi. Werner Lorant'ın yontulmuşu Jurgen Rober hele de Özer Hurmacı gibi omuriliği alınmış bu takıma ne katar bende büyük soru işareti. Benim ilk devreyi tamamlayamayacak teknik direktör adaylarımda Tolunay Kafkas ve Besim Durmuş ile birlikte 3 adayımdan birisi.

Kasımpaşa diye bir takım neden var beni çok ilgilendirmiyor ama bu takım nasıl süper ligde ciddi bir merak konumdur. Asansör 2 sene evvel en üst kattaydı bir alt kata indi şimdi tekrar en üst katta. Bence çokda kalmayacak bu katta. Sezonun dibi için favorim. Diğer rakipleri de gene yoldaşı Diyarbakırspor, Denizlspor ve Antalyaspor olur. Ankaraspor kadro olarak bu takımların bir tık üstünde gözüksede bu yarısın rakiplerinden.

İçerisinde çok erken ve iddialı yorumları barındırsa da sezon öncesi öngörülerim bunlar. Tabiki bu görüntüyü değiştirecek birçok gelişmeler olacaktır transfer sezonunun hala devam ettiğini de düşünürsek. Güzel bir lig olacak Avrupa’da Fenerbahçe ve Galatasaray’dan ses getirecek başarılar bekliyorum.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Bize HAS




Ülkemizde benzer haberleri okumak-duymak cok sıradan bir durum oluşturduğu için bu kanıksamanın etkisi ile reaksiyonlarımızda malesef ki bu paralelde oluyor . Türkiye'nin en modern, Avrupa'nında sayılı modernliğine sahip olarak daha bu yıl hizmete giren Kadir Has Stadı, şaşasına çelişik bir kazaya konu oldu bu hafta sonu ne yazık ki. Kazanın neden ve nasıl yaşandığı konusunun net bir açıklamasını okumadım, duymadım ben hala herhangi bir kaynaktan. Ancak gerçek olan şu ki ciddi bir ihmal sonucu genç yaşta bir kardeşimizi ebediyete uğurladık.Tabi olay vahim boyutta yaşanmış bir olay, ama bu olayı dahada vahim yapan bu elim olayın konusu olan merhumum bu tarz olaylar yaşanmasın diye görevli olması. Daha kendi mesai arkadaşını koruyamayan yönetim ki kastım stadla alakalı yönetim kademesidir oraya türlü ruh hali ile giren maçın neticesine göre derecesi değişecek yapıdaki psikolojiye sahipolacak taraftarı nasıl zaptedecek oda ayrı bir muamma. Bu olayda sorumlu daha doğrusu sorumlular bulunup bedelini ödeyecektir umudundayım.


Haftasonu yasanan garip trübün aksiyonlarından daha vahim olanından başladım.Yaşanan acıyı tahmin etmekte zorlanmıyoruz sanırım. Allah ailesine ve sevdiklerine sabır versin, umarım bu senenin tek üzücü olayı olarak kalır.





Olayın güvenlik boyutu, ülke imajı ve benzeri açılardan bakmazsanız bana kısmen sevimlide gelen Rambo lakaplı fanatik arkadasın sahaya girmesi de bu hafta yaşanan hoş bir enstantane oldu. O insan bu kadar vukaatıyla hala o stada girebiliyorsa onuda birileri sorgulasın. Siciline bir çok entresanlığı eklemiş Rambo sanırım artık dünya üzerinde Jimmy Jump'a ciddi bir rakip oldu. Jimmy Jump'un kendisini dünyaya tanıttığı Barcelona - R.madrid maçındaki Figo'ya Barcelona bayrağı bırakmasına muadil bir eylemide Ali Samiyen stadına bir gün evvelden gizlice girip geceyi reklam panolarının arasına saklanarak geçirerek ertesi gün maç öncesi Fenerbahçe bayrağını başlama noktasına diktiği eylemdir.Rambo, bugüne kadar bir trübün rengi idi ama artık gerçek anlamda tam bir trübün fenomeni oldu..

7 Ağustos 2009 Cuma

Geçmişe Mazi # 2

Davor VUGRINEC



1992 yılında Varteks takımında başlayan futbol kariyerine Hırvatisyan Liginde çıktığı 123 maça 56 gol sığdırarak level atlama zamanının geldiğini gösterdi. 1997 yılında Türkiye liginin Avrupa’ya sıçramaya en uygun lig olması ve transfer piyasasında alabileceği en iyi rakamı vermesi nedeni ile Trabzonsporla anlaşarak ligimize golleri ile taşınmış oldu. Bu tercih Vugrineç'in ilk gurbet deneyimi oldu. Bordo mavi forma ile 85 maça çıkan Vugrinec attığı 29 golle olduğu gibi “Vugrinetz” telaffuzu ile de hafızamıza kazınmış bir isim oldu. Benim bünyeme Ankara'da Gençlerbirliği ile oynanan bir lig maçında attığı frikik golünü bulunduğum açının katkısıyla eşsiz bir sanat eserine dönüştürdüğü o maç ( ben Gençlerbirliği tribünüdeydim tabikide ) ile giren Vugrinec 2000 yılında İtalya Seri A takımlarından Lecce'ye transfer olarak bu övgüleri ne kadar hak ettiğini ispat etmiş oldu. Eşsiz futbol zekâsı, üstün frikik yeteneği ve olgun kişiliği ile Türk futbol severlerin kalbinde ayrı bir yer edinen bu güzel insanı bu köşede anarak O'na olan özlemimizi bir kez daha dile getirmek istedim. Lecce'de 2 sezon geçiren Davor, daha sonra birer sezonluk Atalanta ve Catania günlerinden sonra ülkesine geri döndü.9 yıllık ayrılıktan sonra Dinamo Zagrep'te ismini tekrar Hırvat hemşerilerine hatırlattıran "Vugrinetz", 2008 yılında transfer olduğu NK Zagrep forması ile futbolunun son baharını yaşıyor.

Hop Hop Nike Top Nike




Futbol dev bir endüstri ve bu dev endüstri sürekli gelişim içerisinde kendisini yenilemeye baş döndürücü hızda devam ediyor. Futbolun ana argümanı futbol toplarıda bu gelişmeden her sene nasibini alıyor haliyle. Futbol topları dizaynları ile dikkat çekebildiği gibi ardında kullanılan karmaşık teknojilerlede dikkatleri çekiyor.




Nike firması bu sezon TSL ile birlikte Primier Lig, Seri A ve La ligada da kullanılacak Total 90 Omni futbol topunu geliştirdi. Nike'nın kendi tesislerinde 2 yılı aşkın sürede bir çok araştırma ve simülasyonlar kullanarak ürettiği T90'da hız, hedefe doğru varış ve havada doğru gidiş ana kriter olarak baz alınmış. Hedefe giden en hızlı yol olan T90 bu sezon ligimizdeKırmızı Beyaz renklerde ve üzerindeki Türkcell Süper Ligi arması ile kalecilerin korkulu rüyası olacak.

Deutschland Deutschland Uber Alles # 1




Avrupa’da futbol heyecanı Hollanda Ligi Eredivisie’in başlama düdüğü ile start aldı. Bu hafta bizim ligimizle birlikte Almanya ve Fransa’da da meşin yuvarlak yeşil sahalara dönmüş olacak.
Kulüpler arası kalitenin birbirine en yakın olduğu, rekabetin; heyecanı eşsiz seviyeye taşıdığı bu paralelde de birçok lig arasında bizleri kendisine fokuslayan Bundesliga, bu hafta sonu oynanacak maçlarla başlıyor. TRT son senelerdeki hamlesine Bundesliga'nın yayın haklarını alarak ligden daha fazla keyif almamıza vesile oldu. Kuşkusuz Messi, C.Ronaldo, İbrahimoviç, Torres, Rooney gibi dünya yıldızlarının olmadığı bu ligi o kalibrasyondaki oyuncuların olduğu ligler kadar ilgi cekmesini sağlayan ana unsur; diğer liglerden farklı olarak takımlar arası güç dengesinin makul seviyede olması, bunun paralelinde de şampiyonluk yarışınınn sürekli son haftalara kadar taşınması, ilk 10 takım arasındaki puan mesafesinin diğer liglere göre daha orantılı olması, stad kalitesi, bunun getirdiği tribün zenginliği ile açıklamak mümkün.
Geçen sezon AZ Alkmarla birlikte Avrupa’da alışılmışı bozan 2 kulübünden birisi olan Wolfsburg, bu sezona da yıldız oyuncuları kadrosunda tutmasıyla birlikte yeni transferleri ile gene şampiyonluğun en büyük adayı. Bu arada, başta geçen sezonun yıldızları Grafite, Dzeko, Misimoviç gibi hemen hemen tüm dev takımların transfer listesinde ismi geçmiş oyuncularını hiç bir arıza çıkmadan takımda tutabilmeleri bu oyuncuların meslek ahlakı ile mi alakalı yoksa bir yönetim başarısımıdır çözemedim. Belki birçok Avrupa ülkesi mantalitesine göre bakıldığında manasız gelebilecek bu düşünceye sebep, 2 hafta üst üste iyi maç oynamamasına rağmen çuvalla canlıyı cebe indirmiş Guzia'nın sezon öncesi açıklamalarının bir an için aklıma gelmesi oldu sanırım. Gene bizim transfer geleneklerimize uymayan bir zamanlamayla Schalke’ye transfer olan ve 1945 yılında kurulan takıma tabiri caizse tarih yazdıran Felix Magath' ın yerini O'nun koltuğunu doldurabilecek en isabetli isimlerden birisi olan Armin Vech ile doldurdu. Vech, hem tecrübesi ile hem de ( bu günlerde çok duyar olduk) pozitif futbol anlayışı ile zirve yapacağı kanaatindeyim. Fabian Johnson ve Karim Ziani transferleri en çarpıcı transferleri olarak görünüyor. Kişisel kanaatim Martins'in transferi olursa O'da Wolfsburg forması ile kendisini bulacağı yönündedir.




Gelelim Bundesliga' nın en yakışıklısı Bayern München’e. AZ Alkmar geçen sezonun Wolfsburg'la birlikte Avrupa’nın ezber bozan 2 takımından birisi demiştik. Az Alkmar bir proje takımıydı ve o projenin mimarı olan Luis Vangaal artık Bayern München’in proje sorumlusu, çalışma şartları da Azet Alkmaarda ki kadar rahat değil. Şampiyonluğun yeterli başarı olmadığı, başarı kriterini Şampiyonlar Ligine endekslemiş huysuz ihtiyarlar Rumenige ve Beckambauer'in harcadığı teknik direktör listesinde mihenk taşı olabilecek mi ciddi merak konusu. Transfer konusunda Bundesliga’nın çakma R.Madiridi diyebileceğimiz Bayern ( istediği futbolcuyu aklını önce rakamlarla çelerek transferi geliştirme konusunda kullandım bu tabiri ), be sefer bu işin ağa babasının gazabına uğramış gözüküyor sezon öncesinde. Transferin yöntemi parayla paralelleşince Avrupa’da aklı en kolay çelinebilecek potansiyel isim sanırım Frank Ribery'dir.Ribery'i kafayı takmış gitmek için, türlü arızalar çıkartarak Luis Vangaal’in sezona karın ağrıması ile başlamasına yetti. Ben Ribery'iyi paragöz ev sahipleri vardır ya daha paralı kiracıyı bulduğunda eski kiracıyı çıkartmak için türlü manevralara giren, onlara benzetirim hep. Galatasaray’dan nasıl gittiği hala hafızamızdayken bu seferde benzerini Almanlara yapmaya çalışıyor. Bu kez de Almanya’dan oğlu geliyor Ribery' nin, evi boşaltmak lazım. İşin şakası başka tarafa bu işin sonunun ne olacağını çok merak ediyorum. Ribery ne kadar huysuzsuzlansa da Almanlar dişli çıktı. Sert mizaçlarının hakkını veriyorlar.
Gidenlere bakıldığında Podolski ve Lucio en göze çarpan isimler olarak görünüyor. Podolski dedim ama yerine gelen Mario Gomez olunca Podolski gözümüze çarpıp dışarı çıkıyor. Köyüne dönen Podolski, takım arkadaşı Tim Borowskiye’de ilham vermiş olacak ki oda bu sene Werder Bremen'e geri döndü. Gelenlerden ayrıca Anatoliy Tymoshchuk çok isabetli bir tercih oldu.Ayrıca İvaca Oliç rotasyona katılan çok önemli hücum gücü olacak. Benimde Bayern’deki günlerinde hayranı olduğum Salihamidzic'in gidişinden sonra yeni favorim Oliç oldu bu takımda. Aslında Bayern’den bir kaleci transferi bekliyorduk ki Avrupa'da en acil alternatif kaleciye ihtiyacı olan 2 takımdan birisi Bayern Munchen dir Fenerbahce ile birlikte. Bundesliga’nın 21 kez şampiyonluk kupasını kaldırmış Munih ekibinin bu senede rotası aynı.
Devam edecek...

Organik Lig : A2





Beklenen uygulama nihayetinde gerçekleşti. Artık bizimde rezerv bir ligimiz oldu, A2 Ligi.
Konuya girmeden evvel, bu ve benzer hamleleri ile Türk futbolunun marka değerini sürekli üst seviyelere taşımaya gayret gösteren Futbol Federasyonumuzu ve değerli yöneticilerini tebrik ve takdir ediyorum. Kurumu eyyam ve kaos ortamından sıyırıp sürekli projeler üreterek gelişim gösteren objektif yapıyı kazandırmaları bu takdiri onlara kazandırıyor. Başarılı uygulamaların bundan sonrada gelişerek devam etmesini temenni ediyorum.
Gelelim sadede. Bu sene tanışacağımız A2 ligi hakkında hemen hemen hepimiz az-çok bilgi sahibiyiz. Bu nedenle teferruata çok girmemeye özen göstereceğim. Futbolumuzda, alt yaş grubu düzeyinde yeterli standartta olmasa da belirli bir başarı seviyesini yakalanmıştı.( Abdullah Avcı yönetiminde 2005 yılında aldığımız U–17 Avrupa şampiyonluğu herkesin malumu). Gerçi son yıllarda bu başarıları arar olduk ancak ben bu durumun, yanlış teknik yapılandırmadan kaynaklı olduğuna inanıyorum. Bu konuyu da kapsayan geniş bir yazıyı Fatih Terim başlığında ilerleyen zamanlarda işleyeceğim.
Bu başarılar yakalanırken turnuvaların başarılı aktörleri aynı turnuvadaki emsallerinin gösterdiği gelişimi bir türlü gösteremeyip bir üst basamağa sıçrayamaması ve birçoğunun uzun süre yedek kulübesinde geleceğin yıldız adayı unvanı ile ışıltılarını kaybetmesi, birçoğunun da o turnuvalardaki başarılı günlerini anlatan gazete kupürlerini ilerde torunlarına göstermek için saklayıp başka yola kaymış olmaları bizim adımıza en büyük kayıp olarak duruyor. Diğer ülkelerin oyuncuları basamakları bir bir sıçrayak günümüzün transfer rekorlarını kırarken bizim yeteneklerimiz yerel başarılara bile ulaşamamasının nedenleri bir çok ortamda yazıldı çizildi, yorumlar yapıldı. Genel olan kanıya göre bu oyuncular alt yaş seviyeleri takımlarında sürekli oynamaları neticesinde yakaladıkları bu başarıları asıl gelişim gösterecekleri yaş seviyelerinde gerek popülist zihniyet diyelim gerekse alt yapı politalarına sahip olmayan kulup yapılarından diyelim kulübeye hapsolmaları neticesinde gerekli maç oynama düzeyinden uzak olmaları sebep görüldü. Bunun için birçok formül konuşuldu ancak beklenen hamle bir türlü yapılmadı. Bu sene sonunda yapılan Kulüpler Birliği Kurulunda alınan tavsiye kararı neticesinde Futbol Federasyonumuz sonunda gerekli çalışmalara başladı. Bu statüsüyle de bir çok tartışmanın yapılabilecek olmasına rağmen bu seneden itibaren 20-23 yaş arası en çok 3 oyuncu, 20 yaş ve altı oyuncularının oluşturacağı yeni bir oluşumu Türk futboluna armağan etti. Bu uygulama ile bir futbolcu fabrikası olduğumuzu düşünmüyorum tabii ki ama hep bahsedilen potansiyelin harekete geçirilmesi adına çok önemli bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Bu yapı yürürlükte olan PAF ligi ile benzerlikler gösterse de ayrıldığı birkaç nokta var. Gelin şimdi bu farklara bakalım.







PAF Ligi ile A2 Ligi arasındaki en temel fark, bu ligin Türkcell Süper Lig takımları ile Bank Asya 1.Lig takımlarının oluşturması. Bu iki lige ait 36 takım kendi aralarında oluşturulacak 9’arlı 4 grup halinde yapılanacak bir ligde mücadele edecekler. Bu düzenleme ile bence daha önce adaleti olmayan yapı da kısmen düzene girmiş olacak. Daha önce PAF ligini şampiyon tamamlamış takımın A takımı o sene Türkcell Süper Liginden düşmüş olması halinde önümüzdeki sene lige katılamamış olması büyük adaletsizlikti. Şu andaki düzenlemeyle bu ortadan kalkmış oluyor gibi gözüküyor. Bu seferde BankAsya’dan düşecek bir takımın A2 takımının böyle bir riski gözüküyor ancak Bank Asya 1.Liginde küme düşecek kadroya sahip bir takımın A2 takımının şampiyon olması çok ihtimal gibi gelmiyor zaten J
Maçların Salı ve Çarşamba günleri oynanacak olmasıda bir çok değeri içinde bulunduran bir uygulama olmuş. Böylelikle İddaacılar İsveç-Norveç gibi 1.liglerinden bile bihaber olduğumuz,isimlerini dahi telaffuz edemediğimiz takımların olduğu liglerin 2.Liglerini takip etmekten kurtarıyor gözüküyor.Bilinirliği artan ligin oyuncu takibi de daha kolay olacaktır. Zaten scouting sistemi yeterli olmayan takımlarımız da burada oyuncunun gelişimini daha kolay yapabilecekler.



Bir son paragrafı da Coca Cola Akademi Liglerine açmak istiyorum. Bu liglerde kâğıt üzerinde çok önemli gözüküyor. Genç kardeşlerimizin yeteneklerini ön plana çıkartıp hem eğitimine yön veren ( SBS puanı 500 üzerinden 200 altı olan ilköğretim ve karne ortalaması 5 üzerinden 2 altı olan öğrenciler akademiye alınmıyor ) bu yapı üst yaş gruplarına başarılı futbolcular yetiştirmenin yanı sıra iyi birey iyi vatandaş olmayı da kendisine ilke edinmiş. Meyvesini çok kısa zamanda tam manası ile alabileceğimizi düşünmesem de geliştirilerek daha iyi noktalara ulaşacağını düşünüyorum

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Geçmişe Mazi #1

Aygün TAŞKIRAN





Bu bölüm sanırım bu blogda en keyifle yapacağım paylaşım olacak.Kaynak bulmakta çok zorlansam da bu seriye bende her zaman ayrı bir yere ve sempatiye sahip Aygün ile başlamak istiyorum. 1992 yılında Fenerbahçe'nin guinness rekorlar kitabına girecek sayıdaki garip transfer politikası sayesinde tanıştık kendisi ile.O sene transfer edilen 40 genç futbolcu arasında Türk Futbolunun ve Fenerbahçe'nin efsane ismi Rıdvan Dilmen'i andıran stili ile çok kısa sürede sivrilerek kadroya giren 2 oyuncudan biri olmuştu.Tavuk götü modeli saçları, ince ispiri yeteneği ile takım içerisinde ve taraftalar arasında kısa sürede sevilen bir isim oluverdi.Ancak bu sempatik çocuk, göstermesi gereken yeteneklerini futbol sahasında değilde o zamanın meşhur spor magazin programlarında göstererek teknik direktörünün sempatisini kazanamayacağını kestirememiş olmalı ki uzun süre sadece antrenmanın neşe kaynağı olarak kariyerine devam etti. 1995 yılında Tomislav İviç'l e kıpırdamaya başlayan forma şansını -bence iyi değerlendirmesine rağmen İviç' in kısa sürede takımdan ayrılması ile iyice dibe vurdu.Bundan sonra sürekli düşüşe geçen futbol hayatında en dolgun yılını yaşadığı takım Sakaryaspor oldu.Yeşil-siyah formayla 1.lige çıkma sevinci yaşadı ( Kendisine olan hayranlığım o dönemde beni sıkı bir Sakaryaspor taraftarı yapmıştı ki hala bu Sakaryaspor sevgimi O'na borçluyum). Sakaryaspor taraftarının gönlünde hala yerini koruyan Aygün, bir senelik kiralık oynadığı Sakarya'da sadece hoş anılarını bırakarak ayrıldığı 1.ligde bir daha aradığını bulamadı. Hızla alt liglere düşen piyasasında Manisaspor, Karşıyaka, Bucaspor, Turgutluspor benim ulaşabildiğim formasını giydiği kulüpler oldular.


Tekrar dünya gelme şansı olsa asla futbolcu olmayacağını belirten Aygün Taşkıran, yeteneğini efektif kullanamaması ile Türk futboluna bir ukde bırakarak sanırım su an emekliliğini yaşadığı bir kentte belki de genç meslektaşlarına hatalarının dersini veriyordur

Pavel Viktoroviç Pogrebnyak Stuttgart'da ...



Mairo Gomez'i 30 milyon yavroya satan Stuttgart, epeydir pazar pazar bu boşluğa uygun deliği arıyordu tabiri caizse. Herkesin bu yamanin Real Madrid'ten adeta aforoz edilen Hollandalı tayfasının en bahtsızı sayılabilecek Klaas Jan Huntelaar olduğunu düşündüğü Alman ekibi sonunda aradığı golcuyu Sibiryada buldu ve henüz bedelini bilmeğimiz bir transfer haberini biz bundesliga sevenlere armağan etti.Ki ben Pogrebnyak'ın, Zenit'in UEFA kupasını aldıktan hemen sonra daha sansasyonel bir transferini bekliyordum ancak kısmet bu güne imiş.O dönem adı sıkca Blackburn Rovers'la anılmasına rağmen bir türlü imza aşamasına gelememişti. Stuttgart açısından da bence Huntelaar neden olmadı bilemiyorum ( Real Madrid ile anlaşmışları zira ) ama ona en uygun alternatifi takıma kazandırmış oldular.



Futbola 6 yaşında Spartak Moskova ,futbol okulunda başlayana 1983 doğumlu Pogrebnyak, ilk prosofyonel karsılaşmasına da henuz 18 yasinda gene Spartak forması ile çıktı.1.88 cm lik boyu hava hakimiyetinin gostergesi oldugu gibi atletikligi ve kıvrak teknigine de tezat dusecek seviyede. 2002 yılında Baltika Kaliningrad takımına kiralanmasıyla baslayan transfer hikayesi her seneye baska formayla cekilmis fotograflari ile aciklanmak istenirse futbolun evliya celebisi oldugu daha net anlaşilabilir. Acak gecen her sene Pogrebnyak'ın futbolunu gelistirmesine yardimci oldu. 2002 yilinda baslayan gezgin futbol seruvenindeki 2006 yılı duragi Tom Tomsk oldu. Tom Tomsk,aynı zamanda O'nun kariyerinde bir seylerin değistiğinin isaretini verdigi takim oldu.Bu forma ile ciktigi 26 macta 13 gol sevinci yasadi.Ve bu performans O'nu Rusya futbolunda soz sahibi olmak icin yaptigi hamlerle dikkatleri ceken Zenit'e tasidi. Zenit ile hızla çıkışa gecen Pogrebnyak, ilk kez milli olma heyecaninida St. Petersburgda yasadi.Milli formayla arzuladigi kadar forma sansi bulamamasi sakatlıkları yuzunden oldu. Rus milli formasi ile 12 maçta 5 gol atma başarısını gösteren Kaleşnikof'un sanssizligi sakatlıkları ile sınırlı olmadı malesef. Zenit'in 2008 yilinda UEFA kupasi finalinde de kart cezasi nedeni ile oynayamamisti. Ancak gene o sene Uefa Süper Kupa finalinde kupayi Manchester'in elinden alirken takımı adına bir golle katkisi olmustu.En sevdiğim forvet oyunculari klasmanında Luca Toni ile başlarda yer alan Pogrebnyak, Luca'nin Bayernden ayrılacağı dedikodularının ayyuka çıktıgı bu sezon için bende teselli olacak Bundesliga' da.
*** Zenit'te Torinonun basarili sol kanat oyuncusu Alessandro Rosina'yı 7 milyon avroya 4 yıllığına kadrosuna kattı.Güzel transfer.

Memlekette Yabancı Burada Almancı !...


Yakınları Avrupa'da ikamet edenler bilir ( benimde bu tecrübem var,), tatilini geçirmek ve memleket hasretini gidermek için ziyaret edecekleri bu topraklardaki yakınları için o bekleyiş, hasretin vuslata dönüş heyecanı ve tabiî ki gelen hediyelerin keyfi bir başkadır. Bu seferki Alamancı ziyaretçimiz ilk kez memleketine geliyor ve hediyesi içinde ciddi bir minnet borçlandırarak. Evet Süper Kupa 4 senelik ömründe ilk kez memleket havası soluyacak. Bu başka boyutu, asıl konuşulacak kısmı tatbikide bavuldan çıkan hediyesi; süslü bir tabir ile dev maç.

Esasında bu meramda nerde o eski TSYD Kupası heyecanı diye bir cümleyle başlayan ve sayfalar sürecek bir yazıya başlayabilirim ancak ben konuyu o kadar uzatamayacağım. Geçen seneki Galatasaray-Kayserispor arasında oynanan o sıkıcı futboldan sonra bu seneki final en azından isim olarak daha keyif verici. İstanbul’da oynatma kararı da kısmen isabetli bir karar olmuş. Ben bir Anadolu kentini daha tercih ederdim, neticede İstanbul bu havayı senede en az 2 kez soluyor zaten. Anadolu’ya daha farklı bir hava katabilirdi. Belki ilerleyen senelerde böyle bir uygulama yapılabilir

Maç, sıkıcı hazırlık karşılaşmaları ve o kıvamdaki Avrupa Kupası maçlarından sonra bayılana limon kıvamında. Daha önce oynanan 3 finali 3 büyükler eşit paylaşmışlardı, bu pazar bu eşitlik bozulacak. Sezon öncesi fiyakası en düzgün takım Fenerbahçe gözüküyor. Tabi bu karşılaşmayı ilginç tutan bir başka konuda sezon öncesi yapılan transfer rekabeti. Hele bir de Mehmet Topuz olayı var ki ben o olaya hiç girmeyeceğim. Bu maç bize lig için ışık tutması açısından da ciddi bir öneme haiz. Fenerbahçe transferdeki hızını lige nasıl yansıtacak ve Beşiktaş iki kupayla bitirdiği sezonu üçleyebilecek mi?

Değerlendirmeme önce Fenerbahçe tarafından başlamak istiyorum. Sezona Daum ile tekrar izdivaç halinde girecek takım bence bu sene şampiyonluğa en büyük aday. Daum, yapılabilecek en doğru teknik direktör tercihiydi. Hele ki Aziz Yıldırım döneminin enteresan teknik direktörlerini akıllarımızı getirdiğimizde( Zeman, Lorant, Turhan Sofuoğlu gibi ).Her seferinde Türkiye şartlarını iyi bildiği söylenen Daum, sürekli neşeli hali ve herkese dağıttığı mavi boncuklarla bu konuda doktora yapabilecek seviyede olduğunu ispat ediyor sanırım. Daha öncesinde Tv de maç izlerken tam maçın atmosferine yoğunlaşmışken bir anda karşımıza çıkan mahkeme duvarı surat ifadeli Daum ile şu anda sürekli gülücük, ağzından hoş sözcüklerin yumak yumak döküldüğü Daum arasındaki bu değişim 3 senede bir şeylerin değiştiği manasına geliyor sanırım. Tabi bu fark, sadece Daum’un tavırlarıyla sınırlı kalmayacak, tüm takıma yansıyacak bir başkalaşım olmuş olacak ki bunu sezon hazırlık karşılaşmalarında ve Avrupa kupası maçında kısmen görmüş olduk. Takımın olumlu bir hava yakaladığı net bir şekilde gözlemleniyor.Geçen sene vasat altı performans gösteren futbolcular bu sene daha farklı olacaklarını gösterdiler bile. Tabiî ki oynanan rakiplerin sıklet farkı tam bir çıkarım yapmamıza engel olmuştu, şu an sadece iyi niyetli duygularla yorumlar yapılıyor bence, mesela hala Fenerbahçe’nin mevcut savunma yapısının gücünü sınayamadık. Orta saha direncini henüz ölçme imkânı bulamadık. Bu maç, sezon öncesi takımın gerçek gücünü çözmek adına en uygun test olmuş olacak.

Beşiktaş'ta bu sene sezon başı rüzgâr arkadan esiyor. Bu olumlu havada son yılların en rahat sezon öncesini yaşatıyor siyah beyazlı takıma. Mustafa Denizli nevi şahsına münhasır yapısı ile takımın gerçek manada sigortası. Kulubun kapısından ilk girdiği andan itibaren takımın havasını bariz bir şekilde değiştirdi.Yapılan transferler henüz net doneler vermese de eksik bölgelerin yamanması ve rotasyon için önemli adımlar olduğu havasını verdiler. Anlamsız transfer tercihleri ile milyonları savuran, gidenin gelenin baş döndürdüğü transfer dönemleri sanırım artık geride kaldı. Belki de son yılların en doğru hamlesini de Nihat Kahveci ile yapan yönetim Delgado ile alakalı sorunu çözdükten sonra taşları iyice oturtacak. Nihat fiziksel olarak sahadaki katkısı kadar isim olarak ta takımına katacağı şeyler olacağına eminim, bu hamle ile kaptan olarak dümeni en doğru isme teslim etmiş oldu Beşiktaş.

Maçın bir güzelliği de bizi eskiye doğru hoş bir yolculuğa çıkartmış olması olacak. Hani her derbide tv.lerde göbekli yaşlı amcaların ballandıra ballandıra anlattıkları eskiden derbilerde tirübünleri 2 takıma eşit ayrılması özlemleri ile ( bana pek de hasret duyulacak bir şey gibi gelmese de ) bir maçlığına da olsa hasret gidermelerini sağlayacak.

Adı gibi süper olacağını umduğumuz bu maç ile yeni sezona açma-germe hareketleri ile ısınmaya başlayacağız. Meşin yuvarlağın sahalara dönmesine bir hafta kala umarım dişimizin kavuğunu dolduracak bir ziyafet yaşarız.

E biz misafirimizi unuttuk. Onunda bu seneki tatilini geçireceği yer bu akşam belli oluyor tabiki. Bakalım Akaretler'e mi Kadıköye'mi yerleşecek.

Santradan Gol


İlk vuruşu yaptık. Ama oda ney? Santradan vurulan top ağlarlarla samimiyeti kurdu bile ...
Kısmen sıkı bir blog takipciliğinden bir blog sahibi olmaya karar verdiğim bu kısa anda hızlı bir başlangıç yapayım istedim ve bloga bir efsane ile santra yapmaya karar verdim. Ne diyelim seviyoruz seni...