30 Kasım 2009 Pazartesi

Para para para !...





“Futbol Asla Futbol Değildir” sözünün ne kadar önemli bir söz olduğunu, üzerine yapılan onlarca seminer, yüzlerce yazı ve konuşmanın yapılmış olması bir göstergesidir. Aslında bu söz tarihe geçmeyi ne kadar çok hak etsede artık bir futbol klişesi olmasından dolayı söze böyle başlamayayım istedim ama başkada bir cümle kuramadım maalesef.

Futbol, gelişen ekonomisi ile milyonları eğlendiren görsel bir oyun olduğu kadar bir çok insana sağladığı maddi kazanç ile de ciddi bir sanayi ayağı. Günümüzdeki yapısı ile futbol; üreten, işleyen, alan ve satan bir ekonomi oldu. Oyunun popülitesinin artması ekonomisinin yapısını da değişirdi. Bir futbolcu için sarf edilen transfer rakamları 10-20 yıl evvelin ütopik rakamları seviyesinde artık.

Takımların bu piyasada vitrin olduğunu varsayarsak ne kadar süslü ve gösterişli vitrinin varsa pazarda sansın ona paralel oluyor. Popüler tabirle globalleşen yaşam kültürümüz futbola böyle sirayet etmiş olsa gerek ki artık futbol sadece futbol olmaktan çıktı. Kulüpler forma satışı, kombine kartlar, uzak ülkeler yapılan turneler vs. ile ekonomilerini güçlendirme çabalarına girdiler. Bunun neticesinde de artık her şey maddiyata dönüştü. Takıma katılan oyuncunun takıma katacağı güçten daha çok yapacağı ekonomik katkı ile de değerlendirilir oldu ( forma satışı, kombine satışlara yapacağı kakı vs.) Tabi değişen bu yapıda oluşan bu kadar ürünün pazarlanması ve maddeye dönüştürülmesi gerçeği de taraftarı artık bir müşteri olarak görmeye başladı. Bu durumda da en iyi taraftar en çok ürün alan taraftar olması yadsınamazdı yeni kültürde.

Ülkemizde henüz bu tarz oluşumlar çok amatörce olsa da hızlı bir gelişim içerisinde. Hiç kuşkusuz bu yapılandırmayı en iyi uygulayan kulübümüz Fenerbahçe oldu. Taraftar kart, gsm şirketi, Fenerium, stadından elde ettiği gelirler ile ciddi bir ekonomik güce sahip oldu Fenerbahçe. Bu gelir kalemleri ile kulüp, bir spor organizatöründen ziyade holding yapısını aldı bile. Kulüpler spor yapılmak için kurulmuş yapıdan çıkıp daha çok para kazanmak için spor yapılan dev ticarethanelere dönüştü. Bunun neticesinde yeni bir taraftar bakış açısı da şekillenmiş oldu. Artık taraftar kimliği yerini müşteri kimliğine bırakı. Öyle ya en iyi taraftar kulübü için en çok parayı veren taraftardı.

Değişim sadece bunlarla kalmadı Artık 25 milyon taraftarı olmakla övünen yönetici profili de 170 bin müşterisi olmakla övünen yöneticilere bıraktı yerini. Eski Türk filmlerinden hepimizin hatırladığı fakir aşıklar için kullanılan cümleler “sevgi karın doyurmuyor” ile başlardı. Sadece takımını sevmek, renklerine aşık olmak, takımının maçı seyrederken nerdeyse kalbinin duracakmış gibi heyecan duymak, rakiplerine yenildiğinde arkadaşlarının dalga geçeceğini düşünerek pazartesileri hasta olarak yatakta geçirmek, yeni doğan çocuğuna tuttuğun takımın sembol isimlerinden birisinin ismini koymak taraftar olmak için yeterli olmuyor artık. Bu sevgide karın doyurmuyor maalesef ki. Asgari ücretin 400 bin küsür TL olduğu ülkede en ucuzu 55 bin TL ye aldığın biletin kadar yada en kötü konutun kirasının 500 bin TL'den aşağı olmamasına rağmen 100 bin TL'ye alabildiğin forman kadar taraftarsın.

Bu hafta sonu boş türübünlerin yerini alan o bez parçasında yazdığı gibi 170 bin taraftar kartı sahibinin desteğini hisseden takım oynadığı ruhsuz futbolu ile sadece 170 bin taraftarını üzmedi artı geride kalan 24 milyon 830 bin aşığını da üzdü. Umarım bu gerçeği anlatacak başka bir Simon Kuper çıkar.






Madem futbol sadece futbol değil o zaman de yeni sloganımız da Napolyon başkan Fenerbahçe şampiyon olsun.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Futbol Oyunu

Patrician 3 diye eski bir ticaret oyunu aklıma gelir son dönemlerde Gençlerbirliği sayesinde. Oyunun basit amacı; ucuza aldığın malları, uygun alıcısını bularak pahalı fiyatlara satarak dükkan sahibi olan statünüzü artırmak üzerine kurulmuş bir oyun Patrician 3. İlhan Cavcav bu oyunu oynadıysa defalarca alderman seçileceğine eminim.

Son dönemde özellikle olmak üzere (yaşıyla alakalı olsa gerek) zaman zaman sivri ve antipatik çıkışları olmasına rağmen gerçek anlamda spor yönetcisi fenomenidir kendisi. 1977 yılında başlayan halada kesintisiz devam eden başkanlık süresi ve 3.ligden aldığı takımı Turkcell süper liginin en saygın kulubü haline getirmesi bu tabir için açıklayıcı bi sebep olsa gerek. Ve tabi asıl ünü ve uzmanlık alanı olan ismi duyulmamış genç ve ucuz oyuncuları bulup onları işleyerek pahalıya satması ile kazanan büyük başkana bunca paraya rağmen neden hala beklenen başarıyı kazanamadığını sormadan gecemedi yıllardır futbol kamuoyu. Borçsuz aldığı kulupleri borç batağına sokup şu anda nerde ne yaptıkları meçhul olan yöneticilere alışık bünyemiz O'nun sağlığına duacı, umarım kurduğu sağlam gözüken bu kulüp yapısı uzun süre devam eder.


Bu devasa hizmetler ve şöhret son zamanlarda tam da unutulmaya başlamış yerini istikrarsız futbol,bir çuval başarısız yabancı futbolcu transferine ve teknik direktörü değirmeninde elenip gidecekken Hacı cavcav gene yaptı yapacağını ve aslına rucu ederek sahnelere dönüşünü yaptı. Futbolcu pazarlama konusunda ordinaryus mertebesine erişmiş cavcav teknik direktör konusunda ki aynı çabasından bi sonuç alamadı. Son senelerde Mesut Bakkal ile başlayan keşif cabaları Fuat Çapa, Rainhard Stumpf, Bülent Korkmaz hamleleri bunlara örnek olabilir. Bu isimlerden belki Mesut Bakkal harici piyasaya sürülebilmiş bir hoca çıkartamaması bir hayal kırıklığı olarak tarihe geçti. Şahsi kanatim bu eksiklğin Thomas Doll'ün secimi ile değişeceği. Kendisini bi kaç sezon sonra bir istanbul takımının yedek kulubunde göreceğimiz konusunda ciddi öngörülerim var.Bu sene işler iyi gidiyor Doll yönetiminde ve de İlhan cavcavın ürün yelpazesi çok geniş anlaşılan.


Oyunun gelişmesine yapacağı katkıyı düşünerek oynamadıysa İlhan başkan muhakkak Patricia 3'ü oynamasını tavsiye ediyorum. Yada oyunun yapımcıların kendisi ile en kısa zamanda tanışmasını umuyorum.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Fidaydada Angaralım Fidaydaa ...



Ankara'da Melih Gökçek'in elini atmadığı bir yer kalmadı artık sanırım.Daha doğrusu elini atıpta tutamadığı diyeyim, zira Ankaragücünden elini hiç çekmemişti. Yılların azimli çalışması netice verdi ve yapılacak seçimde Ankaragücü artık Melih Gökçek güdümünde veliaht prens Ahmet Gökçek başkanlığında yoluna devam edecek. 100 yıllık mazisinde bir çok badireler atlatan başkentimizin güzide takımı Ankaragücünü çaresiz durumlara düşüren Cemal Aydın ve basiretsiz yönetimlerine de burdan selam olsun.


Her neyse artık bu durumu kendi şahsi duygularım olması hasebi ile bu kadarla tutuyorum. Cemal Aydın ile alakalı duygularımızı türübünde defalarca haykırmıştık zaten. Asıl merak şimdi ne olacak. Gelinen süreci ve yaşananları basından takip ettik hepimiz bir kaç gündür. Bu konu hakkinda taraftarın genel görüşü nedir bilemiyorum. Takıma sempatim olmasına rağmen herhangi bir tarftar grubuna yakın değilim, o nedenle genel görüş hakkında da bir fikir sahibi degilim, ancak bir sorun olsaydi dillendirirlerdi bir sekilde. Ankaragücü türübün yapısı, genel Türk futbol türübün yapısının en bariz örneğidir. Türübün liderleri hegomanyasındaki türübün yapısı yani. Ki bu türübün liderlerine son zamanlarda Melih Gökcek'in yakın ilgi gösterdiği ve bir menfaat ilişkisi kurduğu cok ciddi söylenti iddasının da ötesinde artık. ''Ali Şen başkan Fenerbahce şampiyon'' un Ankaragücü ve Melih Gökçek uyarlaması stadlarda yankı yapmaya başladı bile.

Bu yapılanma neyi içeriyor cok netleşmedi sanırım ki hala içerisinde soru işareti olan bir sürü cümle dolanıyor ortalıkta. Ama bilinen daha doğrusu üzerinde anlaşılan konularin en spesifik olani Ankaraspor futbol şube sorunlusu Ahmet Gökçek yeni secilecek yönetim kurulunda Ankaragücünün başkanı olmasi. Beraberinde de 3 tane Ankarasporlu topcunun üzerindeki formaların rengi değişecek. Ankaragücü güçlenirken Ankaraspor dahada zayıflatılacak. Birde yıldiz bir oyuncu transfer edilecek. Bu ilk planda vadedilen şeyler. Daha sonrasında da Ankaraspor icin yapılan Avrupai tesislerin devri ve stad calışmaları gibi tesisleşme hamleleri de devamı gelecek projeler olacak. Tüm bu vaadler, kaos ve belirsizliklerin eksik olmadığı Ankaragücü camiasina ve çoşkulu taraftarına ciddi bir hava getireceği bariz. Helede bu yilin, 100.yil olmasi gibi bir onemi içerisinde taşıması gerçeği ortada dururken boyle bir oluşum külüpte ciddi bir sinerji yaratabilir.

Yeni oluşacak yönetim ve yapılacak hamleler Ahmet Gökçek'in tüm antipatisine rağmen umarım basarılı olur. Çünkü cefakar Ankaragücü taraftarinin artık bazı şeyleri hakkettiğini ve ülkenin başkentini temsileden güçlü ve büyük Ankaragücünün Turk futboluna katacaği artıları düşünerek bu temmenilerimde bulunuyorum.
Asıl sorgulanması gereken esasında belkide ilk başta sorgulanması gereken şeyde Ankaraspor'un dahada doğrusu Gökçek'lerin bu parayı hangi kaynaktan sağlayacakları. Ankara halkının parasını mı çar-çur edecekler yoksa yıllardır Ankara' da dilden dile dönen kendi kişisel servetlerinden mi feragat edecekler. 100 yıllık Ankaragücünün kazanamadığı paralar Ahmet Gökçek dehası ile toplam 5-10 senelik mazisiyle Ankaraspor'un kasasında mevcutmu yoksa. Bunu sorgulamakta sanırım birilerinin işi.İnşallah bütün bunları denetleyecek kurumlar bu konuda bir şaibe bırakmazlar.

Bu arada bu kadar yaygara koparken hiç sesi duyulmayan birisi dikatinizi cekmiyor mu? Sahi Ankarasporun başkanının ismini bilen kimse varmı?

18 Ağustos 2009 Salı

Suppeer Lig





Turkcell Süper Ligi sonunda başladı. Ancak ben 2. hafta maçları tamamlanmış olmasına rağmen henüz ilkyazımı yazabiliyorum lig hakkında.Her sene olduğu gibi klasik yorumlarla öngörülerle gecen sezon öncesi dönem, sezonun başlaması ile yerini daha reel yorumlara bıraktı.Aslında henüz hiç bir takım için yapılan yorumlar bir safa oturmuş değil.Gerek sıcak havalar gerek bir çok takımın istenen takım kimliğini oluşturamaması hala transfer çalışımlarının devam etmesi bizlere net yorumlar yapmaya mani olarak gözüküyor. Yalnız ligin başlamış olmasına rağmen hatta 15 gün geçmiş olmasına rağmen bir çok takımın hala ciddi transfer gereksiniminde olması da çok garip. Hem de bu ligin adı süper ligken. Avrupa’da daha sezon bitmeden bir sonraki sezonun transferlerini şekillendirdiği yapıda bizim ligler başlamasına rağmen hala transfer politikasında sıkıntılar olan kulüplerin olması sanırım bizim futbol topumuzun Edirne'den ötede neden dönmediğinin geçerli bir sebebi olsa gerek.

Sezonun ilk haftaları gösteriyor ki bu sene geçen 2 sezona farklı olarak Anadolu takımları dediğimiz takımlarla 3 büyükler arasında keskin bir çizgi olacağı. Gerçekten 3 takımda çok iddialı kadro ve teknik ekiple başladılar bu seneye.






Karadenizin hırçın dalgası sanırım ilk iki haftada sezon tahmini çıkartması en zoru takımı oldu. İlk hafta Sivas deplasmanında oynanan oyun ve netice skoru bir rüzgâr oluştururken kendi evindeki Diyarbakır maçındaki gene skor ve oyun bu rüzgârın lodos mu meltem esintisi mi diye bizi derin düşüncelere sevk etti. Anadolu futbolu ki sevmediğim ama tanımlayacak başka bir tabir gelmediği için yazımda mecburen kullandığım takımlarımız ise 2 sezondur 3 büyüklerin sendelemesi ile acaba diye bizlere mırıldandırdıkları şampiyonluk şarkılarını sanırım bu sezon arşivlere emanet ettiler. Bu şarkıların assolisti Sivasspor ve Bülent Uygun bu sezonun en detone isimleri oldu ilk maçlar sonucu. Bülent UYGUN ya bu sene benzer başarılar göstererek ya da başarısızlığı ile geleceğe ciddi bir örnek olacak. Benim şahsi kanaatim orta sıraların orta karar takımı olacaklar bu sene. Her zaman ciddi bir potansiyeli ve gücü bünyesinde bulundurmasına rağmen Kayserispor bir adım öteye iteleyemediği tatsız tuzsuz kıvamı ile liglerimizdeki en istikrar takımı oldu . Artık bazı şeyleri duygusallıktan uzak mantıklı bir şekilde değerlendirmesinin vakti geçiyor. O stad ve kadronun hakkı bu değil. Bence bu takımın hakkı Tolunay Kafkas da değil. Olmuyor olmadı da bir adım öteye sıçrayamadı takım 3 sezondur. Ben Abdullah AVCI’ yı çok yakıştırdım Kayseri ye ama O'da enteresan bir tercihle takımında kaldı ki böyle bir teklifte olmadı sanırım Kayserispor tarafından. Enteresan tercih dedim ama sanırım O'da kendisine bu seneyi İBB 'de son şans olarak görüyor. Bu sezonki hedefi daha üstte tuttuğunu açıkladı bende, o sıçramayı bekliyorum. Bu saydığım takımlar Sivas hariç benim öngörümde ilk bölümün renkleri olacağı yönünde.



Diğer bölümden bu bölüme mesafe biraz uzak olacak gibi. Bu katı zorlayacak takımlar lige yeni çıkan Manisaspor ve belki Gençlerbirliği olabilir. Ancak Kayseri için dediğin potansiyelin bir türlü realize olmadığı diğer takımda Gençlerbirliği. Ben Gençlerbiğinin sorununun İlhan Cavcav'ın yaşı itibaren gösterdiği reaksiyon bozukluklarından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Futbol dehası, futbolcu ekspertizi imajı yerini iyice huysuz ihtiyar imajına dönüşüyor. Para konusunda belkide ligin en sorunsuz takımı son sezonları hep son anda kümede kalarak tamamlaması birilerini rahatsız etmeli artık. Parasına cimri davrananlara denen bir söz vardır ya mezara mı götüreceksin bu kadar parayı diye, bu meyanda bende İlhan Başkan'a Bankasya 1.ligine mi götüreceksin bu kadar parayı diye sormak istiyorum. Gerçi ismi seni cezbediyor olabilir ligin ama Türk futbolu için ciddi kayıp olur o netice. Daha iyi bir takım olacak umudum var benim Gençlerbirliğinden .Gaziantepsporda bu sene merakla beklenen takımı ligimizin.Oyuncu çeşitliliği teknik direktörünün şahsı ile bana farklı bir sempati veren G.Antep, sabredilir istikrarlı bir politikaya sahip olunursa futbolumuz bambaşka bir renge sahip olacağını düşünüyorum.Başkanının başarılı bir profil görüntüsü vermesine rağmen bende şüpheler var olası kötü sonuçlarda,gecen sezon Arsene Venger imiz olacak dediği Nurullah Sağlama gösterdiği sabırdan daha fazlasını gösterir umarım Jose Couceiro 'ya.





2009–2010 sezonun ligde rakamsal olarak en çok değer taşıyan takımı olan Ankaragücü, kendi klasiğini yaşadığı bir sezona 100. yıl etiketi farkıyla başladı. Gene yönetim kargaşası, gene eksik transferler, gene parasızlık Ankaragücünün klasiği oldu artık. Bu makus talih 100.yıl öncesi Ankaraspor ile birleşme ve ses getirecek bir takım kuracak hülyası ile taraftarı heyecanlandırsa da insanların iktidar hırsına koltuk sevdasına menfaat çatışmasına reklam çabasına ( ne diyeceğimi bulamadım hepsini yazayım bari yenik düştü). Dairus Vasel Anadolu futbolunda sayılı sansasyonel transferi olarak bir umut kapısı açsa da beklenen transfer hamlelerinin gerçekleşmemesi ve futbolun 11 kişi ile oynandığı gerçeği bu kapıyı taraftarın suratına kapatıyor maalesef.100. yılında takımı küme düşüren bir yönetimin Türkiye sınırlarında yaşayabileceği bir toprak parçasının olamayacağı Ankaragücü gerçeğinde umarız doğru yol kısa sürede bulunur ve 100.yıl mutlu ve dolu Ankaragücü tribünleri görürüz.
Ankaragücü ve birleşmeden bahsetmişken bu masalın diğer kahramanı Ankarasporla devam edelim. Aykut Kocaman ile gelişen futbol felsefeleri gene Ahmet Gökcek'in baba yadigârı ben bilirimci karakterine teslim edildi. Werner Lorant'ın yontulmuşu Jurgen Rober hele de Özer Hurmacı gibi omuriliği alınmış bu takıma ne katar bende büyük soru işareti. Benim ilk devreyi tamamlayamayacak teknik direktör adaylarımda Tolunay Kafkas ve Besim Durmuş ile birlikte 3 adayımdan birisi.

Kasımpaşa diye bir takım neden var beni çok ilgilendirmiyor ama bu takım nasıl süper ligde ciddi bir merak konumdur. Asansör 2 sene evvel en üst kattaydı bir alt kata indi şimdi tekrar en üst katta. Bence çokda kalmayacak bu katta. Sezonun dibi için favorim. Diğer rakipleri de gene yoldaşı Diyarbakırspor, Denizlspor ve Antalyaspor olur. Ankaraspor kadro olarak bu takımların bir tık üstünde gözüksede bu yarısın rakiplerinden.

İçerisinde çok erken ve iddialı yorumları barındırsa da sezon öncesi öngörülerim bunlar. Tabiki bu görüntüyü değiştirecek birçok gelişmeler olacaktır transfer sezonunun hala devam ettiğini de düşünürsek. Güzel bir lig olacak Avrupa’da Fenerbahçe ve Galatasaray’dan ses getirecek başarılar bekliyorum.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Bize HAS




Ülkemizde benzer haberleri okumak-duymak cok sıradan bir durum oluşturduğu için bu kanıksamanın etkisi ile reaksiyonlarımızda malesef ki bu paralelde oluyor . Türkiye'nin en modern, Avrupa'nında sayılı modernliğine sahip olarak daha bu yıl hizmete giren Kadir Has Stadı, şaşasına çelişik bir kazaya konu oldu bu hafta sonu ne yazık ki. Kazanın neden ve nasıl yaşandığı konusunun net bir açıklamasını okumadım, duymadım ben hala herhangi bir kaynaktan. Ancak gerçek olan şu ki ciddi bir ihmal sonucu genç yaşta bir kardeşimizi ebediyete uğurladık.Tabi olay vahim boyutta yaşanmış bir olay, ama bu olayı dahada vahim yapan bu elim olayın konusu olan merhumum bu tarz olaylar yaşanmasın diye görevli olması. Daha kendi mesai arkadaşını koruyamayan yönetim ki kastım stadla alakalı yönetim kademesidir oraya türlü ruh hali ile giren maçın neticesine göre derecesi değişecek yapıdaki psikolojiye sahipolacak taraftarı nasıl zaptedecek oda ayrı bir muamma. Bu olayda sorumlu daha doğrusu sorumlular bulunup bedelini ödeyecektir umudundayım.


Haftasonu yasanan garip trübün aksiyonlarından daha vahim olanından başladım.Yaşanan acıyı tahmin etmekte zorlanmıyoruz sanırım. Allah ailesine ve sevdiklerine sabır versin, umarım bu senenin tek üzücü olayı olarak kalır.





Olayın güvenlik boyutu, ülke imajı ve benzeri açılardan bakmazsanız bana kısmen sevimlide gelen Rambo lakaplı fanatik arkadasın sahaya girmesi de bu hafta yaşanan hoş bir enstantane oldu. O insan bu kadar vukaatıyla hala o stada girebiliyorsa onuda birileri sorgulasın. Siciline bir çok entresanlığı eklemiş Rambo sanırım artık dünya üzerinde Jimmy Jump'a ciddi bir rakip oldu. Jimmy Jump'un kendisini dünyaya tanıttığı Barcelona - R.madrid maçındaki Figo'ya Barcelona bayrağı bırakmasına muadil bir eylemide Ali Samiyen stadına bir gün evvelden gizlice girip geceyi reklam panolarının arasına saklanarak geçirerek ertesi gün maç öncesi Fenerbahçe bayrağını başlama noktasına diktiği eylemdir.Rambo, bugüne kadar bir trübün rengi idi ama artık gerçek anlamda tam bir trübün fenomeni oldu..

7 Ağustos 2009 Cuma

Geçmişe Mazi # 2

Davor VUGRINEC



1992 yılında Varteks takımında başlayan futbol kariyerine Hırvatisyan Liginde çıktığı 123 maça 56 gol sığdırarak level atlama zamanının geldiğini gösterdi. 1997 yılında Türkiye liginin Avrupa’ya sıçramaya en uygun lig olması ve transfer piyasasında alabileceği en iyi rakamı vermesi nedeni ile Trabzonsporla anlaşarak ligimize golleri ile taşınmış oldu. Bu tercih Vugrineç'in ilk gurbet deneyimi oldu. Bordo mavi forma ile 85 maça çıkan Vugrinec attığı 29 golle olduğu gibi “Vugrinetz” telaffuzu ile de hafızamıza kazınmış bir isim oldu. Benim bünyeme Ankara'da Gençlerbirliği ile oynanan bir lig maçında attığı frikik golünü bulunduğum açının katkısıyla eşsiz bir sanat eserine dönüştürdüğü o maç ( ben Gençlerbirliği tribünüdeydim tabikide ) ile giren Vugrinec 2000 yılında İtalya Seri A takımlarından Lecce'ye transfer olarak bu övgüleri ne kadar hak ettiğini ispat etmiş oldu. Eşsiz futbol zekâsı, üstün frikik yeteneği ve olgun kişiliği ile Türk futbol severlerin kalbinde ayrı bir yer edinen bu güzel insanı bu köşede anarak O'na olan özlemimizi bir kez daha dile getirmek istedim. Lecce'de 2 sezon geçiren Davor, daha sonra birer sezonluk Atalanta ve Catania günlerinden sonra ülkesine geri döndü.9 yıllık ayrılıktan sonra Dinamo Zagrep'te ismini tekrar Hırvat hemşerilerine hatırlattıran "Vugrinetz", 2008 yılında transfer olduğu NK Zagrep forması ile futbolunun son baharını yaşıyor.

Hop Hop Nike Top Nike




Futbol dev bir endüstri ve bu dev endüstri sürekli gelişim içerisinde kendisini yenilemeye baş döndürücü hızda devam ediyor. Futbolun ana argümanı futbol toplarıda bu gelişmeden her sene nasibini alıyor haliyle. Futbol topları dizaynları ile dikkat çekebildiği gibi ardında kullanılan karmaşık teknojilerlede dikkatleri çekiyor.




Nike firması bu sezon TSL ile birlikte Primier Lig, Seri A ve La ligada da kullanılacak Total 90 Omni futbol topunu geliştirdi. Nike'nın kendi tesislerinde 2 yılı aşkın sürede bir çok araştırma ve simülasyonlar kullanarak ürettiği T90'da hız, hedefe doğru varış ve havada doğru gidiş ana kriter olarak baz alınmış. Hedefe giden en hızlı yol olan T90 bu sezon ligimizdeKırmızı Beyaz renklerde ve üzerindeki Türkcell Süper Ligi arması ile kalecilerin korkulu rüyası olacak.